Eyvallahı Arşa Çıkardık

Bensu Ertürk Bensu Ertürk3 min read22 görüntüleme

O içten, o güzelim sevgileri sandıklara kaldırdık.
İki kelam etmeyi unutup tahammülsüzlüğümüze saydırdık.
Bize biz olacağımız lazım derken de tek olmayı seçtik.
Gündüzleri günün karmaşasına kapılıp geceleri yalnızlığa sarılmayı huzur sandık.
Eyvallahı arşa çıkardık, hoş geldini raf arası yaptık.
Ve sonra geçip aynanın karşısına maskelerimizden utandık.

Çünkü en çok da kendimize yabancılaşmıştık.

Gitmek kolayımıza geldi mesela.
Kalmanın emek istediğini bile bile, kapıları çekip çıkmayı güç sandık.
Arkamızdan “dur” denmesini bekledik ama dönüp de kimseye “kal” diyemedik.
Gururumuzu sevgimizin önüne koyduk; sonra adına karakter dedik.

Bir mesajı geç gördük diye kıymet ölçtük.
Bir cümlenin sonundaki noktadan anlam çıkardık.
Kimin önce yazdığını, kimin daha az aradığını, kimin kimi daha çok merak ettiğini hesapladık.
Sevmeyi bile hesaba kitaba döktük.

Oysa eskiden insan sevdiğini görünce yüzü değişirdi.
Şimdi çevrim içi olup olmadığından anlıyoruz özleyip özlemediğimizi.

Ne tuhaf…

Bu kadar ulaşılabilirken birbirimize hiç bu kadar uzak olmamıştık.

“Ben böyleyim” deyip değişmemeyi marifet bildik.
“Kimseyi çekemem” deyip anlaşılmayı bekledik.
Kırıldığımız yerde konuşmak yerine sustuk; susunca anlaşılmayınca da “Beni hiç tanımamış.” dedik.

Belki de kimse kimseyi kaybetmedi aslında.
Biz birbirimizi yarım bıraktık.

Söylenmesi gerekenleri boğazımızda, sarılmamız gereken insanları gururumuzun öte yanında bıraktık.
Sonra hayatımıza devam ettiğimizi göstermek için en güzel fotoğraflarımızı seçtik.

Gülümsedik.

Hem de en çok canımızın acıdığı günlerde.

Çünkü çağımız bize iyi olmayı değil, iyi görünmeyi öğretti.

Kırılınca toparlanmak yerine saklamayı, özleyince aramak yerine beklemeyi, severken söylemek yerine kaybedince anlamayı öğrendik.

Sonra adına olgunluk dedik.

Değildi.

Bazı vedalar olgunluktan değildi; korkaktık.
Bazı susmalar asaletten değildi; gururluyduk.
Bazı “hayırlısı”ların ardında koskoca bir “Keşke gitmeseydin.” vardı da söyleyemedik.

İnsan en çok söylemediklerinde yaş alıyor belki de.

Bir gün dönüp baktığında kimi sevdiğini değil, sevdiğinde ne kadar gerçek olabildiğini hatırlıyorsun.
Kaç kapıyı gururla kapattığını değil, kaç cümleyi zamanında söyleyemediğini düşünüyorsun.

Çünkü hayat sandığımız kadar uzun değil.

Bir “sonra konuşuruz” kadar kısa bazen.
Bir daha hiç çalmayan telefon kadar sessiz.
Yarım bırakılmış bir kahve kadar soğuk.
Ve söylemeye geç kaldığımız iki kelime kadar acımasız:

İyi ki varsın.

Belki de artık sandıkları açmanın zamanı.

Sevgiyi çıkaralım içinden.
Biraz buruşmuşsa düzeltiriz.
Tozlanmışsa sileriz.
Kırılmışsa birlikte onarırız.

Ama saklamayalım.

Çünkü insanın bu hayatta en büyük yanılgısı, sevgisini göstermeyerek daha güçlü olduğunu sanması.

Belki de mesele hiç yalnız kalmak değildi.
Biz, kimseye ihtiyacımız yokmuş gibi yapmayı özgürlük sandık.
Oysa insan bazen en çok, “Ben buradayım.” diyen bir başka insanda kendine dönüyor.

Güç, giderken kapıyı çarpmakta değil; kalmak istediğinde bunu söyleyebilmekte.

“Eyvallah” demek kolay.

Mesele, bütün kaçış yolların açıkken birinin gözlerinin içine bakıp:

“Hoş geldin. Ben seni bekledim.”

diyebilmekte.

Bensu Ertürk

26.09.2026